İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Şizofreni ve Psikoz

Şizofreni Spektrumu ve Diğer Psikotik Bozukluklar

Her şeyden önce kavram karmaşasını önlemek için Psikoz ve Şizofreninin tanımını kısaca yapmakta fayda var.

Psikoz, “gerçeğin algılanmasında bozulma, gerçekle  bağlantının kopması” anlamına gelir. Psikoz bir hastalık değildir, bir hastalık belirtisidir. Beynin normal işleyişini bozan bir çok nedene bağlı ortaya çıkabilir.

Şizofreni ise genellikle ergenlik-genç erişkinlik dönemde başlayan, gidiş ve sonlanışı kişiden kişiye değişen, kesin nedeni henüz tam aydınlatılamayan ama üzerinde ciddi araştırmaların devam ettiği, bir çok alanda önemli ölçüde işlevselliği olumsuz etkileyen ve genellikle yaşam boyu kişiyi etkileyen bir hastalıktır.

Tarihçe

Şizofreni çok eskiden beri bilinen bir hastalık. Orta Çağ Avrupa’sında şeytana tutulmuş diye bilinen ruh hastalarının büyük bir kısmının şizofren olduğu bilinmektedir. Konu ile ilgili ilk yazılara 17. Yüzyılda rastlanmaktadır. 1900’lü yılların başına kadar farklı isimler altında tanımlanan bu hastalığa, 1911 yılında İsviçre’li Eugen Bleuler tarafından kişinin ruhsal hayatındaki yarılmaya (schisme)  vurgu yapılarak  “şizofreni” adı verilmiştir.

Günümüzde Şizofreninin tek bir hastalık olmadığı, farklı klinik belirtileri olan, iyileşme süreci, ortaya çıkma biçimi, ve farklı tedavi yolları olan bir bozukluklar spektrumu olduğu düşünülmektedir.

Şizofreni Tanısı

Her ne kadar aşağıda bazı tanı kriterleri verilmiş olsa da, bu tanı kriterlerden yola çıkarak tanı koymak asla doğru değildir. Şİzofreni tanısı, alanda deneyimli psikiyatri uzmanı tarafından, kimi zaman birden fazla görüşme sonucunda konur.

Şizofreni, kişinin algılamasını, duygu ve düşüncelerini, dikkatini, davranışlarını, yargılamasını etkilyen bir hastalıktır.

Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından yayınlanan Ruhsal Bozukluklar Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı’nın şizofreni tanı kriterleri aşağıdaki gibidir:

A– Sanrılar, varsanılar, konuşma düzeninde bozulma, çok dağınık davranış, duygu ifadesinde veya istencin azalması gibi negatif belirtiler. Bu belirtilerden en az 2 tanesi en az 1 ay sürmüş olmalı.

B– Hastalık başladıktan sonra iş-insan ilişkileri-öz bakım gibi alanlardan en az birinde bozulma/gerileme olmalıdır.

C– Hastalık en az 6 ay sürmeli, bu 6 ayın en az 1 ayında belirtiler A ölçütüne uymalıdır.

D– Başka bir psikotik bozukluk bulunmamalıdır.

E– Belirtiler uyuşturucu/uyarıcı madde kullanımına ve veya tıbbi bir nedene bağlı olmamalıdır.

Her ne kadar günümüzde tanı koymayı kolaylaştırıcı test ve ölçeklerin sayısı fazla olsa da, tanıda altın standart ayrıntılı bir şekilde alınan anamnez ve yapılan ruhsal durum muayenesidir.

Ayrıcı Tanı

Sanrısı veya varsanısı olan herkes şizofren olamayacağı gibi, bunların yokluğu da şizofren olmadığını göstermez. Şizofreni ile birçok ruhsal hastalık karışabilir, bunların başında şizoaffektif bozukluk, bipolar duygudurum bozukluğu, uyarıcı/uyuşturucu maddenin neden olduğu psikotik bozukluklar gelmektedir.

Tedavi

Şizofreni tanısı konur konmaz bir an önce tedavisine başlanmalıdır. Çünkü ilaçsız/tedavisiz geçen süre hastalığın iyileşmesini, bilişsel işlevlerini, sosyal-mesleki işlevselliğini, beyin yapısını olumsuz etkiler.

Günümüzde şizofreni tedavisinde kullandığımız ilaç ve diğer yöntemlerin çeşitliliği giderek artmakta ve farklı tedavi seçeneklerini  bize sunmaktadır.

Tedavide ilaçların yanı sıra kimi zaman elektrokonvulzif tedavi (EKT), transkraniyal manyetik uyarım (tTMU) kullanılır.

Son yıllarda şizofreninin tedavisinde psikoterapinin yerinin giderek arttığını görüyoruz. Psikoterapi, hastanın ilaç uyumunu arttırmakta, farkındalığının, sosyal ve mesleki işlevselliğinin artmasına yardımcı olmakta, sorun çözme hususunda yardımcı olmaktadır.

Sanılanın aksine, şizofren hastalarının her alevlenmesinde hastaneye yatırılması gerekmeyebilir, gerektiğinde de aylarca hastanede kalmasına gerek kalmayabilir.