İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

DEĞERLER: İNSAN NE İÇİN YAŞAR?

Bağımlılık alanında çalışan bizler ve bağımlılık yapıcı maddeleri kullanan danışanlarımız biliriz ki, uyuşturucu maddelerin tesiri azaldıkça, yani ‘ayıkınca’ bedensel ve ruhsal bütün acılarımız ortaya çıkmaya başlar. Aslında durmadan madde kullanımının, ya da sık sık tekrar kullanmaya başlıyor olmanın bir sebebi de budur. Çünkü ayık kafa ile çekilen bir nefes bile ıstırap verebilir danışanlarımıza. Mutsuzluk ve isteksizliği olan kişilerin önündeki işleri ertelemesi, kaygı ve endişeleri olan danışanlarımızın geleceği kontrol etme çabaları da buna birer örnek olarak verilebilir. Bağımlılığı olan bireyleri hastaneye yatırarak tedavi ettiğimizde, 1 haftalık arındırma tedavisi sonrasında diş ağrısı, karaciğer/böbrek problemleri gün yüzüne çıktığı gibi, çocukluk çağı travmaları, korkuları, pişmanlıkları gün yüzüne çıkmaktadır. Dikkat edin, hastaneye yatışının 5. gününden sonra bu bireylerin sebebini bir türlü dile getiremedikleri bir an önce taburcu olma isteği ortaya çıkar. Çünkü uyuşturucuyu ortadan kaldırmak, ertelemenin işlevsizliği ve geleceği beyhude kontrol etme çabası ile yüzleşmek ruhsal ve fiziksel ağrıların üzerindeki örtüyü kaldırmak gibidir. Gece yatarken üzerinizdeki yorganı birisi çekip alsa, siz yataktan kalkıp üstünüze kalın bir şey giymeye, hele de diğer odadaki kombiyi açmaya gitmezsiniz. Refleks olarak yorganı ararsınız.  Aynı şekilde alkol/madde, kontrol çabası veya erteleme örtüsü üzerinden çekip alınan danışanımız kendini çıplak gibi hisseder ve alışageldiği davranışı; deneyimsel kaçınmayı seçer. Böyle bir durumda taburcu olma talebi ile gelen danışanın mevcut duygusal kaybın ve hasarın derecesini öngörebilmek oldukça güçtür. Bu sebeple danışana ‘ne var bunda, bırak gitsin’ ‘sabret geçer’ demek, yalın ayak dikenli yoldan koş demek gibi bir şey. Dolayısıyla her babayiğit bundan sonraki adımı atamaz. Bu adımı atabilmesi için danışan açısından buna değer bir gerekçe olmalı. En güçlü motivasyon, en sağlam gerekçe danışanlarımızın değerleridir. Kabul ve Kararlılık Terapisi, danışanlarımızın mücadelelerini onurlandırabilecek ve yapıcı eylemlere rehberlik edebilecek daha büyük olasılıkları aramak için danışanlarımızdan yaşamın günlük sorunlarından geriye birkaç adım atmalarını ve yaşamlarına anlam veren şeylere bir göz atmalarını ister.

Değerleri 10 alanda değerlendirebiliriz

  1. Aile (ebeveynlik ve yakın ilişkiler dışındaki aile)
  2. Evlilik / çiftler / yakın ilişkiler
  3. Ebeveynlik
  4. Dostluk/ arkadaşlık
  5. İş hayatı
  6. Eğitim
  7. Dinlenme/Eğlence
  8. Maneviyat
  9. Yurttaşlık
  10. Öz bakım

Değerler nesne değillerdir, değerler eylemlerin nitelikleridir. Değerler fiillerin ve zarfların birleşimidir (dürüst çalışmak, onurlu yaşamak vs), isim değillerdir. Değerler devam eden yolculuğumuzda bize yolu gösteren pusula gibidir. Değerler sabittir, duruma göre değişiklik göstermez. Değerleri değer odaklı eylemlerden ayırt etmek önemlidir.

Değerler hedeflerimiz değildir. Hedefler, değerlerin ulaşılabilir somut sonuçları olabilir (örneğin: evlenmek, ‘sağlıklı ve samimi ilişki içerisinde olma’ değerini elde etmek için ulaşılabilir bir sonuç olabilir). Hedefin bir bitiş noktası vardır, ancak değerler sonsuza dek devam eder. Yani, hedefi evlenmek olan bir kişi nikah masasında imzayı attığı an itibarı ile hedefine ulaşmış olur. Ama sağlıklı ve samimi bir evlilik içerisinde olmak için her zaman yapılabilecek bir tık daha fazla bir şey vardır.


Alkol/madde bağımlılığı, kaygı bozukluğu ya da depresyon gibi ruhsal sorunları olan danışanlarımız hayatlarını his ve duygular çerçevesinde yaşarlar. Bu sebeple değer odaklı yaşamın belirlenmesi danışanın süreç içerisinde yaşadığı hislerine kapılıp gitmesine engel olur. Çünkü his ve duygularımız değişken olduğu için, his ve duygular çerçevesinde kurgulanan yaşam da sürekli değişir. Değer odaklı eylem yerine his ve duyguların belirlediği sürekli değişkenlik gösteren hedefler hasıl olur. Günün sonunda hiçbir yere varamayan danışan hayal kırıklığına uğrar. Örnek vermek gerekirse ebeveynlik ile ilgili his ve duygular bile zaman zaman değişime uğrayabilir, çocuk yapmış olmanın doğru olmadığı fikrine zaman zaman kapılabiliriz. Ama değerlerimiz oldukça sabittir.

Değerlerimiz derken neyi kast ediyoruz?

Değerler, devam eden bu hayatta bize rehberlik eden ve bizi motive eden prensiplerimizdir. Hayatta ne için mücadele etmek istediğimiz, nasıl davranmak istediğimiz, ne tip bir insan olmak istediğimiz, ne tür özellik edinmek istediğimizdir.  Değerler bireyin kendi davranışları ile ilgilidir, başkalarından almak istediği şeyle değil. İnsanlar değerlerini serbestçe seçerler. Değerler, başkaları tarafından takdir ve/veya teşvik edilmesi için belirlenmez. Hayatı anlamlı kılan, değerler uğruna yaşamaktır. Değerler kural değildir. Değerler bireye ilham verir. Değerler insanın nasıl davranması gerektiğini seçme özgürlüğünü verir. Değerler esnek olmalıdır. Hangi bağlamda hangi değerlerini göz önünde bulunduracağını bireyin kendisi seçer. Örneğin, buyurgan bir amire karşı adalet ile ilgili değerler doğrultusunda, mutsuz bir evlada karşı ise şefkat ile ilgili değerler doğrultusunda hareket edebiliyor olmalı. Bunu seçme hakkı ve özgürlüğü bireyin kendisindedir. Çünkü değerler bireyin kendisi ile ilgilidir.

Peki, siz ne uğruna yaşıyorsunuz? Sizi siz yapan değerleriniz neler? Üzerine biraz düşünmeye ve değerlerinizi keşfetmeye var mısınız?