İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İyileşmek İstiyorum, Ama…  

Bugüne kadar ailen ve çevrendeki seni sevenler defalarca sanki çok kolaymış gibi “kurtul gitsin.” “ne var bırakmada” demişlerdir. Doktorun durmadan kullandığın maddelerin bedenine olan zararlarından söz ediyordur. İyi de, sen bunu bilmiyor musun? Elbette biliyorsun, ama gel gör ki, bilmene rağmen tekrar tekrar alkol/madde kullanmaya devam ediyorsun. Bunu neden yapıyorsun? Çünkü elinde değil, çünkü beynin diğer insanların beyninden farklı çalışıyor, çünkü kullandığın madde beynini kendi kontrolüne almış durumda, çünkü söz konusu kullandığın madde olduğunda mantık ve irade devre dışı kalıyor. Bırakmak çok zor, ama devam etmek çok kolay. Neden kolay? Çünkü:

  • Sorunun olmadığını söylemek, hayatının aslında çok da kötü gitmediğini düşünmek daha kolay.
  • Birini madde kullanımı nedeni ile suçlamak daha kolay. “Eğer babam bu kadar sıkboğaz etmese ben çoktan bırakırdım” demek daha kolay. “Eşim daha anlayışlı olsaydı kullanmazdım bile” diye düşünmek daha kolay.
  • Hemen şimdi bırakmamak için bahane bulmak daha kolay. Henüz dibe vurmuş değilsin, bitirmen gereken bir proje var, yoluna koyman gereken bazı işlerin var.
  • Gerçekten bırakmak istiyorsun ama samimi olman gerekirse bu çok zor ve sonrası seni korkutuyor.

Kısaca, değişim sürecine, iyileşme yoluna girmemek için o kadar çok bahanen var ki, bir çırpıda aileni, doktorunu ve sevenlerini ikna edebilirsin. Fakat içten içe bunun doğru olmadığını sen çok iyi biliyorsun ve bu sebeple önüne çıkan tüm engelleri fark etmen, kabullenmen ve göğüslemen gerekecek.  Bundan sonrası için sağlıklı bir hayat sürdürmek veya tepetaklak yuvarlanıp gitmek, erken yaşta hayata veda etmek kararını sadece sen verebilirsin. Ve fakat seni halen durduran bazı şeyler var. Bakalım aşağıdakiler sana tanıdık geliyor mu?

“Bir sorunum olduğunu düşünmüyorum.”

                “Tamam, zaman zaman alkolü abarttığım olabilir, ama ben diğerleri gibi değilim. Alkolü azaltmayı veya kesmeyi düşünebilirim ama ben bir alkolik olmadığıma eminim, bunu da böyle bilin.”

Alkol veya uyuşturucu madde kullanan birçok kişi bağımlı olmadığından emindir. Hepsi de “diğerleri gibi” olmadığından eminler. Kendisinin diğerlerinden farklı olması, adeta “benzersiz” olması durumudur bu. Kişi kendisini o kadar çok yalnız, çaresiz ve zor durumda hisseder ki, başka hiç kimsenin kendisini anlayamayacağına inanır.  Bağımlılığın en büyük belirtilerinden birisi de budur. Oysa gerçek böyle değildir. Kim olursan ol, hangi uyuşturucu maddeyi kullanırsan kullan, önemli değil, bağımlılık çok iyi bir “dengeleyici”dir.  Bir doktora uzmanı veya okulu bırakan birisi, bir anne veya bir hayat kadını, şirket sahibi veya evsiz fark etmez, günün sonunda kullandıkları maddeyi bırakmadıklarında hayatları aynı şekilde son bulacaktır. Baktığında, aslında ortak birçok yönün olduğunu, birçok benzerliklerin olduğunu ve kesinlikle diğerlerinden farklı olmadığını göreceksin.

Geriye bakıp davranışlarını objektif bir şekilde değerlendirebilmen için, kafandaki sisin dağılması için belki aylar belki de yıllar gerekebilir. Terminolojilere takılıp kalmak bu süreci uzatır. Zira, alkolü bırakman için illa alkolik olmana gerek yok, uyuşturucuyu bırakmak için mutlaka madde bağımlısı olmana gerek yok. Sadece bırakmak istemen yeterli.

“Eşim doktora gitmemi istiyor. Bu çok saçma, ben hafta içi alkol almam, hafta sonu da. Hiçbir şey içmiyorum, sadece bira ve sadece akşam iş çıkışı. Belki bazen az da olsa sarhoş olduğum olmuştur ama o da haftada birkaç akşam. “

Bir kişi periyodik olarak ister haftada bir, ister ise ayda bir sarhoş oluyorsa onun alkol ile sorunu var demektir. Günler, haftalar veya aylarca içip sarhoş olmayışın, ya da ayda yılda bir defa sarhoş oluşun alkol ile sorununun olmadığını göstermez.  Soru şu, alkol alma konusunda kendini kontrol etmen gerektiğini hiç düşündün mü? Hiç bugüne kadar alkol konusunda kontrolünü kaybettiğin oldu mu? Eğer sarhoş olduysan cevabı “evet” ‘tir. Ne içtiğin, ne zaman içtiğin ne kadar içtiğin, ne sıklıkta içtiğin hiç önemli değil. Sarhoş olacak kadar içiyorsan, ruh ve beden sağlığına zarar verecek kadar içiyorsun demektir.

Haftada bir iki defa esrar içiyorum. Günlük sıkıntıma iyi geliyor stres atıyorum.  Yurtdışında esrar yasal olarak satılıyor. Zararlı olsaydı yasal olmazdı.”

Esrar yurtdışında bazı ülkelerde kanser gibi ağır hastaların ağrısını dindirme, kaygı ve endişelerini azaltma konusunda yardımcı olması amacı ile doktorun sıkı takip ve kontrolünde veriliyor. Ayrıca, eğer bu açıdan bakılırsa alkol de yasal ve dışarıda serbestçe satılıyor ama ciddi bağımlılığa sebep olabiliyor. Burada önemli olan, kullanılan maddenin ne amaçla kullanıldığıdır. Eğer terminal dönem kanser hastası kullanıyorsa ayrı, ama günlük stresi azaltmak için kullanılıyorsa bu çok farklıdır. Tıpkı opiat türevi içeren öksürük şurupların kullanımı gibi. Öksürük için kullanılıyorsa sorun yok ama “kafa yapmak” için kullanılıyorsa bu bir sorundur.

“Bu benim suçum/hatam değil”

“Eşim bu kadar yoğun çalışıp bizi ihmal etmeseydi, çocuk bakımında destek olsaydı…. Eğer olaylar farklı gelişseydi, benim bu sorunum olmazdı.”

Bağımlılığı olan bireyleri dinlediğinizde benzer şeyler duyarsınız. Ya eşi, ya ailesi ya da müdürünün bir hatası yüzünden başlanmıştır veya devam edilmektedir ya da onlara bağlı bir nedenden dolayı bırakamıyordur. Ama asla kendisinin bir suçu yoktur, hep o ötekindedir suç/hata. Ve fakat esrarı içen sizsiniz, alkolü içen sizsiniz, sakinleştirici hap atan sizsiniz. Siz eşinizin tutumunu, ailenizin baskısını, müdürün saçmalıklarını dünyadaki tüm alkolü tüketseniz de, ekilen tüm esrarı içseniz de, ecza depolarındaki tüm sakinleştiriciyi bitirseniz de değiştiremezsiniz. Fakat siz kendi yaptıklarınızı ve sadece kendi yaptıklarınızı değiştirebilirsiniz. İyileşmek demek, kendi davranışlarını fark etmek ve değiştirmektir.

İşin garibi, iyileşme sürecinde kendi tutum ve davranışlarını değiştirdikçe karşı taraf değişmese bile senin duygu ve düşüncelerin olumluya dönüşecektir.  Kendini daha iyi hissedeceksin ve o zaman belki karşındaki insanın davranışları değişir. İyileşme sürecine girmen senin ilişkileri daha rasyonel bir yolla toparlamana da yardımcı olacaktır.

“Alkol/uyuşturucudan önce halletmem gereken başka konularım var”

“Evliliğimiz sallantıda, Eşim bunu benim kokain içmeme bağlıyor. Bence bir evlilik/çift terapisine gidersek sorunu hallederiz, ama o ısrala önce kokaini bırakmam gerektiğini düşünüyor. “

Evlilik terapisine giderek belki ilişkindeki bazı sorunları çözebilirsin fakat kokain kullanımı devam ettiği süre içerisinde risk devam ediyor olacaktır. Evlilik sorunlarının temelinde iletişim problemi olduğunu düşünecek olursak, kokain tesiri altında olan bir kişinin ne tür bir iletişiminden söz edebiliriz? Yani temeli bozuk olan bir binanın ikide bir yıkılmasına şaşmamak lazım.  Bu durum için eski hekimler “ameliyat iyi geçti ama hasta öldü” terimini kullanırlar. Dolayısıyla, iyileşmenin ilk aşamasında tüm ilişkileri askıya alıp, öncelikle kullandığın maddenin etkisinden kurtulmak ve ayık kalmak üzerine odaklanman gerekiyor.

İNKÂR İKİLEMİ

Neden kanser veya bağımlık gibi tanısı kesin hastalıklara duçar olan kişiler hastalıklarını inkâr etme yoluna girerler?  Onlar mevcut düşünce ve zihin sistematiği içerisinde gerçeği gerçekten  göremiyorlar. Korkunç gerçek ile yüzleşmemek ve kendilerini korumak için de hasta olduklarını inkâr ederler.

Kanser hastası ağrılı, meşakkatli, uzun süren ve sonrasında başarısızlık ile sonuçlanabilen tedaviyi gerektiren hastalığı hakkında hiçbir şey bilmek istemeyebilir. Bağımlılığı olan hasta damgalanmadan korktuğu için ya da bugüne kadar güvendiği  “kimyasal yaşam desteğinden” vazgeçme korkusundan dolayı hastalığını inkâr edebilir.

İnkâr aslında ilkel savunma mekanizmasıdır. Bir nevi kendini kandırmadır. Kısa vadede işe yarayabilir fakat uzun vadede yıkıcı ve zararlıdır. Bağımlılıkta kendini kandırma yaygındır. Zihin bir taraftan aşerme, diğer taraftan sağlıksız davranışların üstesinden gelme ile uğraşıyor.

Hele bu süreçte etrafında sana destek olmayan, seni anlamayan ailen varsa, tedavi olanaklarının kısıtlı olduğu bir bölgede yaşıyorsan hiç kolay değil. Öte yandan, bugüne kadar gelmiş olman, atlattığın badireler, hayatta kalmak için verdiğin mücadelen senin iyileşme sürecine girip bu yolculuğu tamamlayabileceğini de gösteriyor.

Ulu Önder’in de dediği gibi;  Zafer, “zafer benimdir.” diyebilenindir. Başarı ise “başaracağım.” diye başlayarak sonunda “başardım.” diyenindir.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir