İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Hasar ve Kayıplar Üzerine

Bir saray düşünün ki yüzlerce odası olsun.  Yemek odaları, yatak odaları, jakuzili banyo odaları, boğaz manzaralı çalışma odaları ve başka da onlarca birbirinden güzel odaları olsun. Her birinde sizin sevdiğiniz, değer verdiğiniz ve üzerine titrediğiniz birçok eşya olsun. Mis gibi kokan tertemiz odaların her birine istediğiniz zaman girebiliyor, eşyaları dilediğiniz gibi kullanabiliyor ve dilediğiniz gibi vakit geçirebiliyorsunuz.

Bizim hayatımız başlangıçta tıpkı bu saray gibidir. Ve fakat zamanla hayatımızda bazı değişiklikler olur. Hayatımızda bazı şeyler eksilir. Sevdiğimiz birileri vefat eder, oyuncağımızı kaybederiz, işten atılırız, eşimizden boşanırız, paramızı kaptırırız, iflas ederiz, güvenimizi kaybederiz. Her bir kaybın ardından dayanmakta zorluk çektiğimize inandığımız ve yüzleşmek istemeyip kaçındığımız duygular gelir. 

Bu duyguların hayatımızı alt üst edeceğinden korkarız. Onlardan rahatsız oluruz. Çünkü bizim kontrolümüzün dışındadırlar. Biz istemesek de aklımıza gelir ve bir türlü gitmek istemez. Hali ile, onlardan kurtulmak isteriz. Kontrol edilemeyeni kontrol etmeye çalışırız. Bu amaçla her bir kaybın ve hasarın ardından adeta bir örümcek gibi bizi ağlarına çekip hapsedeceğine inandığımız düşüncelerden kurtulmak için onları tıpkı o muhteşem sarayın güzelim odalarından birine tıkıştırıp, perdelerini kapatıp kapılarını kilitlediğimiz gibi, söz konusu kayıp ya da hasar ile ilgili hayatımızın bir parçasını da mühürler, bir daha oraya geri dönmeyiz. Hasbelkader geriye dönmemiz gerektiğinde de, etrafından dolanır geçeriz. Hayat devam ettikçe kayıp ve hasarlarımız artacak ve her birini aynı yöntemle bir yerlere tıkıştırıp kilitlediğimizde, günün sonuna koskocaman sarayın içinde küçücük bir odada kapana kısılmış gibi sıkışıp kalırız. Yüzlerce odası olan sarayın artık bize bir faydası yoktur. Adeta varlık içinde yokluk çeker hale geliriz. Mayın tarlasının ortasında kalmış bir asker misali çaresizlik ve sıkışmışlık hissederiz. Böyle hissetmemiz gayet normaldir. Çünkü bu, yas sürecini tamamlayamamış, kayıp ve hasarları ile yüzleşememiş insanların ortak davranış örüntüsüdür.

Peki biz buna mecbur muyuz? Biz bu duygulardan daha ne kadar ve nereye kadar kaçacağız? Kayıplarımız ve beraberindeki duygular ile yüzleşme zamanı gelmedi mi? Yıllardır girmediğimiz odalardaki mobilyanın tozunu almanın ve tavanları örümcek ağlarından kurtulmanın vakti gelmedi mi? Eğer cevabımız evet ise, zamanında ateşten kaçar gibi kaçtığımız duygularla yüzleşip yas tutma sürecini tamamlamamız lazım. Bizi zor bir süreç bekliyor. Çünkü bu süreçte kayıp ve hasarlarımızı tanımlayacak, aralarındaki bağı tespit edecek ve kayıplara karşı verdiğimiz tepkileri tanımlayacağız. Sizi temin ederim ki, bunu yapmak, hakkında yazmaktan daha zordur.

Kayıp Nedir?

Bu yazının ilerleyen bölümlerinde birçok kayıp türünden bahsediyor olacağım. Listeye bakarken ilk bakışta bazı maddeler bize saçma gelebilir. Çünkü söz konusu deneyimlerin ‘kayıp’ olduğunun farkında bile değilizdir. Onu bir ‘kayıp’ olarak görmüyoruzdur. ‘Kayıp’ deyince insanın ilk aklına ölüm gelir. Oysa ölümün dışında da hayatımız boyunca birçok kaybımız olmuştur.

Kaybı tanımlamak gerekirse, onu herhangi birine veya herhangi bir şeye ettiğimiz veda gibi düşünebiliriz. Çocukluğumuzu geçirdiğimiz eve, asla piyano çalamayacağımızı öğrendiğimizde piyanist olma hayalimize, okumaya diye çıktığımız ve bir daha geri dönmeyeceğimizi bildiğimiz kasabaya ettiğimiz veda gibi. Hatırladığımızda öfkelenmemize sebep olan kaybettiğimiz masumiyete, çalınmış umutlarımıza veda etmişizdir. Bir daha asla göremeyeceğimiz evladımız, annemiz ya da babamızdan helallik alamadan veda etmişizdir. İş bulma ümidimize veda etmişizdir. Biz belki farkında değiliz, ama tüm bu vedalar bize birer kayıp gibi vurup geçti. Ve büyük olasılıkla her ne kadar duygusal olarak etkilenmiş olsak da hayatımızdaki kayıpların arkasından yas tutmamışızdır. Çünkü onun bir kayıp olduğunu farkında değilizdir. Siz hiç kasabasını terk edip gitti diye bir daha asla geri dönmeyeceği kasabasının ardından Yasin okutan birisini tanıyor musunuz? Ya boşandıktan sonra biten evliliğinin ardından cenaze namazını kılan kimseyi? Ben tanımıyorum. Ama ‘ne önemi var’, ‘biz gidene gel, gelene git demeyiz’ diyeleri çok gördüm. Bunlardan birisi de benim.

Geçmişi Kurcalamanın Faydası Ne?

Mesele şu ki, kayıp kaybı doğurur. Bir kaybın temelinde başka bir kayıp vardır. Bir kaybın açtığı yara tam kabuk bağlarken, başka bir kayıp gelir ve o yarayı kanatarak iyileşmesini geciktirir. Bir yerde okumuştum, yazar şöyle diyordu: ‘büyük kayıpları aşamıyoruz hiçbir zaman. Onları özümsüyoruz, yutuyoruz olduğu gibi. Ve onlar bizi içeriden içeriden oyarken; farklılaşıyoruz, başka insanlara dönüşüyoruz.’ Etrafınızda ‘ben bu değilim, ben bu hale nasıl geldim?’ ‘artık kendimi tanıyamıyorum’ diyen insanlar vardır. Belki bu insanlardan birisi de sizsiniz? Bu sebeple bir türlü iyileşmeyen ve bizi başka insana dönüştüren bu kayıpları ele almamız, yüzleşmemiz, kayıpların yasını tutmamız ve yolumuza devam etmemiz gerekmektedir.

Travmalarımızın büyük bir kısmı savunmasız bir çocuk iken, ya da karşı koyamadığımız zamanlarda yaşanmıştır. O dönem yaşadığımız kayıpları bir hatırlayalım: özgüven kaybı, geleceğe olan umudumuzun kaybı, etrafımızdaki insanlara ve dünyaya olan güven kaybı. Bu ister istismar ister ebeveyn kaybı olsun, ne olursa olsun ele alınıp üstesinden gelinmedikçe, yok sayıldıkça, bastırılmaya çalışıldıkça geçmişte yaşadığımız kayıplar zihnimize fırsat buldukça (izinsiz bacadan pencereden giren hırsız misali) girip huzurumuzu, keyfimizi, güvenlik duygumuzu ve iyilik halimizi çalarlar. Tam iyileştim, her şeyi geride bıraktım derken bir gün ansızın zihnimize travmatik olay ve sebep olduğu kayıplar gelir, dengemiz alt üst olur.

Çocukken ya da karşı koyamadığımız o dönemlerde yas tutmayı bilmiyorduk, buna gücümüz ve zamanımız yoktu ve önceliğimiz hayatta kalmak idi. Ama şimdi daha güçlü daha dayanıklı ve daha çok imkana sahip iken yapmamız gereken şey eski yaraları sarmaktır. Şimdi o eski kayıplar ile yüzleşme zamanı. O kayıpların yasını tutma zamanı. Yaraları iyileştirme zamanı. Çünkü, ileride hiç beklemediğimiz bir anda, tam da yalnız ve savunmasız halde iken tekrar huzurumuzu, inancımızı, güvenimizi çalmasına izin vermemeliyiz.

 Melike’nin Hikayesi

Melike’nin babası eve her akşam alkollü gelirdi. Melike’nin ve kardeşinin önünde annesine bağırır, küfür eder, bazen de döverdi. Babanın bağırışını duyar duymaz korkudan yatağının altına saklanırdı. Belli bir zaman sonra artık geceleri orada uyumaya başlamıştı.  Niloya’yı da yastık olarak kullanırdı. O günlerini hatırlarken ‘Yatağımın altındaki kokuyu hâlâ hatırlayabiliyorum: tavan arası gibi küf kokuyordu. Orada uyumaya başladığımda küçücüktüm. Kimsenin beni bulamayacağını düşündüğümü hatırlıyorum. Sekiz yaşıma geldiğimde artık oraya sığmıyordum. Sanırım hayatımda kaybettiğim ilk şey buydu. Saklanma yerimi, yani güvenli bölgemi kaybettim. Ben 9 yaşındayken babam evi terk edip gitti, ama ben daha sonra o evde hiç güvende hissetmedim’ sözleri ile özetledi.

Melike işinde çok başarılı bir hemşire olarak büyüdü. Evlendi, kısa bir zaman sonra boşandı. Aksilikler peşini bırakmadı. Bir gün iş çıkışı eve gelirken araba kazası geçirdi ve boynunu zedeledi. Fizik Tedavi Uzmanının önerdiği ilaç ağrılarına iyi geldi. Melike’nin bu ilacın ağrıyı kesmenin dışında acılarını da azalttığını keşfetmesi uzun sürmedi. Hemşire olması nedeni ile bu tür ilaçlara erişimi kolaydı. Zamanla bu durum yöneticileri tarafından fark edilmiş ve tedaviye yönlendirilmişti.

Kayıplarının ele alındığı seansta Melike bugüne kadarki kayıplar arasında bağlantı kurmaya başlar. Boşanma sürecinin çocukluk çağı travmalarını ve acı dolu anılarını tetiklediğini fark eder.   “Bunların hepsini geride bıraktığımı sanıyordum” diyor ve ağlayarak ekliyor: ‘Kocamın evi terk edip gittiği gece, yatağımın altında uyuma isteği uyandı. Bunu anlatırken bile utanıyorum ve kendimden tiksiniyorum, ama doğruya doğru. O gece ve sonrasında her ne kadar yatağımın altında uyumadıysam da, evin en küçük ve penceresiz olan bir odasında uyumaya başladım. Yatağın altı kadar olmasa da güvenli bir yerdi. Boyun ağrısı için verilen ilacın acılarımı da hafiflettiğini keşfedince artık yeni saklanma yerim orası oldu.’

Kayıpların Listesi

Hayatımızın eski, acı verici deneyimlerini yeniden hatırlamak, gözden geçirmek ve üzerine düşünmek çok hoşumuza giden bir şey olmayabilir. Bu bizi endişelendirebilir. Belki de yoğun duygu dışavurumuna sebep olabilir. Bu sebeple içgüdüsel olarak bundan kaçınmak isteyebiliriz. Zihnimiz aşağıdaki gibi düşünceler sunabilir:

  • Bu çok saçma
  • Benim geçmişim beni rahatsız etmiyor.
  • Geçmişi ele almaya hiç gerek yok
  • Hepsi geçmişte kaldı. Bunun hakkında düşünmek anlamsız.
  • Düşünürsem dağılırım, sonra kendimi toparlayamam

Bizi bizden çok düşünen zihnimiz yine iş başında. Güya bizi bizden, düşüncelerimizden, anılarımızdan, acılarımızdan korumaya çalışıyor. Kendince sebepler üretiyor, kaçınmamızı meşrulaştırmaya çalışıyor. Oysa biz acılarımızdan, anılarımızdan ve duygularımızdan daha büyüğüz. Biz acılarımıza gark olmuş değiliz, acı bizim içimizdedir. Dolayısıyla biz acılarımıza ve duygularımıza tahammül edebiliriz. Korku, kaygı, öfke, utanç, gönül yarası ve benzeri kaybın beraberinde getirdiği tüm duygular ile yüzleşebilir ve üstesinden gelebiliriz.

Geçmiş dönem kayıpları ele almak burada yazıldığı gibi kolay olmayacaktır. Ortaya gerginlik ya da huzursuzluk çıkabilir veya kaçınma davranışı sergileme eğilimimiz olabilir. Bunun için farkındalık ve gevşeme egzersizlerine başvurabilir, ara verebilir ve kendimizi ödüllendirebiliriz. En önemlisi, bu yolculuğa neden çıktığımızı hatırlayıp, hangi değerler doğrultusunda hangi hedefe doğru ilerlediğimize odaklanabiliriz.

Eğer hazırsanız başlayabiliriz. Bunun için ilk önce kayıplarımızı tespit etmemiz lazım. Kayıplarımızı tespit etmek için aşağıdaki detaylı kayıp listesini dikkatlice okuyup kendi kayıp envanterimizi çıkaralım. Kabul etsek de etmesek de bunun kayıp olduğuna inansak da inanmasak da yaşadığımız her bir kaybın yanına bir artı işareti koyalım. Bakalım ortaya neler çıkacak:

İşten atılmak 
İş yerinde terfi beklerken aksine tenzil etmek 
Ebeveynlerin boşanması 
Kendi boşanmamız 
Kürtaj 
Kısırlık 
Düşük yapmak 
Kendi çocuğumuzu evlatlık vermek 
Kendimizin evlatlık olarak başka aileye verilmesi 
İtibar kaybı 
Karşılıksız aşk 
Erkek/Kız arkadaşın terketmesi 
Evcil hayvanın vefatı 
Evcil hayvanın evden kaçması 
Evcil hayvanın birisine vermek zorunda kalmak 
Askerliğe malulen elverişli olmamak 
Askerden kaçmak 
Askerlikte hava değişimi almak 
Ceza almak 
Hapis yatmak 
Psikiyatri kliniğinde yatarak tedavi görmek 
Depresyon veya başka bir sebepten dolayı umudunu yitirmek 
Lise mezuniyeti 
Üniversite mezuniyeti 
Uzuv kaybı 
Mastektomi 
Malulen emekli olmak 
Görme kaybı 
İşitme kaybı 
İhanete uğramak 
Arkadaşlar tarafından terkedilmek 
Ehliyeti trafik polisine kaptırmak 
Oturduğumuz evden çıkmak zorunda kalmak 
Şehir değiştirmek 
Ülke değiştirmek 
Bekaretin kaybı 
Cinsel isteğin kaybolması 
İktidarsızlık 
Ordudan ihraç edilmek 
Sözlü taciz /tecavüz 
Cinsel taciz /tecavüz 
Fiziksel taciz /tecavüz 
İstismar 
Büyük hayal kırıklığı 
Finansal iflas 
Doğal afet sonrası travma 
Savaş sonrası travma 
Başka nedene bağlı travma (belirtiniz) 
Annenin vefatı 
Babanın vefatı 
Kardeşin vefatı 
Büyük babanın vefatı 
Anneanne / babaanne vefatı 
Yakın arkadaşın vefatı 
Eşin vefatı 
Çocuğun vefatı 
Kardeşin evi terk etmesi 
Anne/babanın evi terk etmesi (belirtiniz) 
Çocuğun evi terk etmesi (okul veya başka sebeple, belirtiniz) 
Diğer (belirtiniz) 
Diğer (belirtiniz) 
Diğer (belirtiniz) 
Diğer (belirtiniz) 

Şimdi biraz soluklanalım. Biraz arkaya yaslanalım. Beş dakika nefes egzersizi yapalım. Bugünlük bu kadar yeterli. Sizi bilmem ama, ben şimdi kendimi biraz şımartacağım ve bir Kemal Sunal filmi izleyeceğim.

Bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir