İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Duyguları Kabul Etmek

Asistanlık dönemimde bağımlılığı olan kişiler ile çalışırken ilk fark ettiğimde pek anlam veremediğim bir durum vardı. Bu kişiler duygularını ve hislerini pek belli etmek istemezlerdi, bazıları isteseler de dile getiremiyorlardı. Hatta, bunun bir nevi kullandıkları maddelerin nörolojik bir sekeli olduğunu düşünürdüm. Bazı hastaları ayrıntılı nörolojik değerlendirmeye bile tabi tuttuğumu hatırlarım. Oysa kazın ayağı öyle değilmiş. Daha sonra duygularını ifade etme ile nüksün arasında bir ilişki var mı diye incelediğimde, his ve duygularını ortaya çıkar(a)mayan hastaların daha sık ve erken nüks ettiğini fark ettim.

Duyguları Kabul Etmek

Çocukluğundan beri yaşadıkların, gördüklerin ve duydukların sana hislerini kontrol altına alman gerektiğini, onları serbest bırakmaman, onlara kapılmaman gerektiğini öğretmiş olabilir. Belki de ebeveynlerin sana zamanında duyguların seni incitebileceğini seni zayıf düşüreceğini söylemiş olabilir, belki de sana sadece “güzel duygulara” sahip olman gerektiğini söylemiş olabilir. Muhtemelen keder, üzüntü, öfke, stres, yalnızlık, suçluluk ve hüsranı kendine düşman belledin. Belki de, bu duyguların senin hayatını mahvedeceğine inanıyorsundur. Belki de bu duygulara kapıldığın an nasıl baş edeceğini bilemiyorsundur. Muhtemelen bugüne kadar hayatın boyunca bu duygulara esir düşmemek, karşı koymak için yollar aradın. Belki de duygularını alkol, uyuşturucu, dondurma, diyet, küfür, ağlama veya kavga örtüsü ile örtmeye çalıştın. Oysa duygularını örterken adeta kendinle küçük bir sözleşme yapmış gibi oldun. Şöyle ki:

“Sözleşme”

“Ben ……………………..,  duygu ve hislerimi hissetmemek için ne gerekiyorsa yapacağım. Eminim ki, his ve duygularım dünyada en tehlikeli şeylerdir. Duygu ve hislerime karşı savaşı kazanabilmem için hayatı bu şekli ile yani kısıtlı bir şekilde yaşamaya razıyım. Asla kendim olmayacağım. Duygu ve hislerimden  ……………………………………… (alkol alarak, hap atarak, kumar oynayarak seks yaparak, yemek yiyerek, TV seyrederek vs..) uzak durmaya çalışacağım. Duygu ve hislerim beni yıpratır. Bu yüzden, duygularımın ortaya çıkmasına izin vermek yerine hayatımın büyük bir kısmından vazgeçmeyi kabul ettim.”

Tabii, bu sözleşmeyi imzalayarak aşağıdaki maddeleri de kabul etmiş oldun:

“ Bağımlılığımın beni ve hayatımı tesiri altına alacağını, hayatıma yön vereceğini kabul ediyor ve izin veriyorum”

“Bağımlılığımın benim her şeyimi benden almasına izin ve onay veriyorum”

“Hayallerimden vazgeçeceğim”

“İstediğim gibi bir insan olmaktan vazgeçeceğim”

“Gerçek aşk, mutluluk ve sağlıklı hayattan vazgeçeceğim”

“Bağımlılığımın beni yıkıp dağıtmasına izin ve onay veriyorum”

Yeter ki ben istemediğim his ve duyguları hissetmeyeyim. Bir insan neden böyle bir anlaşmanın altına imza atsın ki?

Neyi Ne ile Çözmeye Çalışıyorsun?

Kimse “ben bağımlı olacağım” diye madde veya alkol kullanmaya başlamaz. Bir hastamın dediği gibi “bağımlılık yapmadan önce alkol benim için bir çözümdü”. Sen de kullandığın maddeyi muhtemelen bir “çözüm” olsun diye başlamışsındır. Belki bu sana da tuhaf gelebilir. “Alkol kullanımım benim finansal sorunlarıma nasıl çözüm olsun ki?  Kullandığım kokain aile içi iletişimime nasıl fayda sağlayacak ki?” Aslında haklısın, ne alkol, ne aşırı yemek, ne de başka bir bağımlılık çeşidi senin mevcut problemlerini çözmez. Hayat gerçekten acılarla, zorluklarla problemlerle dolu ve bunların hiç biri sen alkol/sigara içince ortadan kaybolup gitmeyecek. Gerçek şu ki, sen içtiğin alkol ile hayatındaki problemlerini çözmeye çalışmıyorsun, çözmeye çalıştığın, senin his ve duygularınla ilgili problemlerin. Onlardan kurtulmanın, kaçınmanın ya da kontrol altına almanın yolunu arıyorsun. Kullandığın alkol veya diğer uyuşturucu maddeler ilk başta belki buna olanak sağlıyor olabilir, fakat fark etmişsindir ki, geçici bir çözümden öte bir şey değil.

Nüksü önlemede en temel amaçlardan birisi duygu ve hislerini tanımanı, kabul ve tolere etmeni sağlamak.

Dikkat et, duygu ve hislerini değiştirmenden söz etmiyorum. Çünkü duygu ve hislerini değiştirmeye, kontrol altına almaya, kaçınmaya çalışmak seni bağımlılığa götüren sürecin bir parçasıdır.

Köpeği Benimsemek

Geçenlerde bir hastam yüzleşmek istemediği his ve duygularını betimlerken paçalarını durmadan ısırmaya çalışan bir köpeğe benzetti. Sonra beraber bunun üzerine biraz çalıştık. Hastadan duygularını bu uyuz köpeğe benzetirken, onu eve almak istemediğini ama bir şekilde hayatında, yani evinde yer edindiğini düşünmesini istedim. Ondan kurtulmak için her şey yaptığını, ama başaramadığını düşünmesini istedim ve sonra devam ettim. “Düşün ki, her gün yanında, evde, eşyalarını karıştırıyor, araba kullanırken dikkatini dağıtıyor, pis kokuyor. Arkadaşlarına onu senden almalarını istiyorsun ama kendilerinde birer ikişer köpek olduğunu söyleyerek sana hayır diyorlar.

Garaja kilitlemek istiyorsun veya eve girmemesi için dış kapıyı kilitliyorsun. Kaybolması için uzaklara bırakıp geliyorsun ama sabah uyandığında onu kapının dibinde buluyorsun. Gün geçtikçe daha çok rahatsız oluyor, sıkıntıya giriyor ve köpekten kurtulmazsan hayatın cehenneme dönüşecekmiş gibi geliyor. Bir gün daha köpeğe tahammül edemeyeceğini ve eğer ondan kurtulamazsan aklını yitireceğini düşünüyorsun. O köpeği hiç benimsemedin. Ama her şeye rağmen o köpek orada, sen bunu istesen de istemesen de o senin hayatının bir parçası. Sen onu kendi dünyana davet etmemiş olabilirsin ama onun seni terk etmek gibi bir niyeti yok. Olacak iş değil!

Şimdi de derin bir nefes alıp yavaşça nefesini geri verdikten sonra köpeğe uzunca ve dikkatlice baktığını farz et. Aslında o kadar da korkutucu değil. Hatta muhtaç gibi duruyor, acıkmış gibi sanki ve dikkatini çekmek için çabalıyor. Sende bazı şeyler değişmeye başlar, teslim olursun, omuzlarını silker, eğilir ve köpeği kucağına alırsın. Enteresan bir şey olur. Köpek sakinleşir, artık seni ısırmaz, yerlerde yuvarlanmaz, paçalarını çekiştirmez. Ona bir kap yemek verirsin, o yer, sakinleşir ve senin yanına bir yere kıvrılıp yatar ve uyur.

Aylarca böyle devam eder. Köpek hep yanında bir yerde, günün belli vakitlerinde ona zaman ayırırsın. Zamanla ona vakit ayıracağın saatleri daha iyi öğrenirsin ve o eski huysuz davranışlarını sergilemez. O hep yanında ama bir sıkıntı olarak değil hayatının bir parçası olarak…”

Şimdi o köpek ile didişmek, yok saymak ve hayatından çıkarmak için harcadığın zamanı düşün. Günler, haftalar belki daha fazla. Tıpkı bu metaforda olduğu gibi, duygu ve hislerinden kurtulmak için boşa çok zaman ve enerji harcıyorsun. His ve duyguların tıpkı o köpek gibi, onlar senin hayatının bir parçasıdır. Atsan atamazsın satsan satamazsın.

Konu ile ilgili ödevler:

1-      Yukarıda bahsedilen metafor sana göre mi? His ve duyguların karşılaşmaktan kaçındığın sinir bozucu köpek gibi mi?

2-      Değil ise biraz beyin fırtınası yap ve sana mantıklı olan bir metafor betimle. Mümkün olduğunca detaylı bir şekilde yaz. Yaratıcı ol. His ve duygularınla ilişkini değiştirecek yeni bir bakış açısı ile bak.

3-      Metafor sana göre ise, köpeği nasıl betimlersin? Bir kangal köpeği mi, pitbull mu, pomeranya türü mü? Bu köpek dikkatini çekmek için ne kadar agresif olabilir?

4-      Köpeği inkâr edip yok saydığında daha çok hangi durumda seni rahatsız eder? Araba kullanırken mi? Çalışırken mi? Yemek yerken mi? Yalnız iken mi yoksa kabalık iken mi? Gece uyumana engel olur mu? Uykundan uyandırır mı?

5-      Hiç köpeği kucağına almaya çalıştın mı? Ona zaman ayırdığında sonuç ne oldu?

 

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir