İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Neden Bazı İnsanlar Daha Öfkeli?

Öfkenin ne olduğunu hepimiz biliriz ve zaman zaman farklı şiddetlerde öfke hissetmişizdir.  Diğer olumsuz duygular gibi, öfke de çocukluğumuzdan beri edindiğimiz deneyimlerin neticesinde kontrol altına alınması gereken bir his olduğunu düşünürüz.  Bu belki de öfkeye kapıldığımız an nasıl baş edeceğimizi bilemeyişimizden kaynaklanıyor olabilir. Muhtemelen bugüne kadar öfkeye kapılmamak veya ona karşı koymak için çeşitli yollar denemişizdir. Ya da üstünü kavga, küfür, ağlama, sigara, alkol gibi örtüler ile örtmeye çalıştık.

Oysa öfke tıpkı sevinç, huzur, mutluluk gibi tamamen normal ve hatta genellikle sağlıklı ve insani bir duygudur. Öfke, tehditlere karşı doğal bir cevaptır; saldırıya geçtiğimizde kendimizi savaşmamıza ve savunmamıza izin veren saldırgan duygulara ve davranışlara ilham verir. Bu nedenle, belirli bir öfke, hayatta kalmamız için gereklidir.  Öte yandan, bizi rahatsız eden her insan veya nesneye fiziksel olarak saldıramayız; yasalar, sosyal normlar, kurumsal ilişkiler ve sağduyu öfkemizi sınırlandırmaktadır. Her ne kadar öfkeyi ifade etmenin içgüdüsel ve doğal yolu agresif tepki vermek olsa da,  şiddeti artıp yıkıcı hale geldiğinde sorunlara yol açabilir.

Neden bazı insanlar diğerlerine göre daha öfkeli?

Bazı insanlar gerçekten daha “asabi” dir; daha kolay ve daha yoğun bir şekilde kızarlar. Aralarında öfkelerini yüksek sesle ifade etmeyenler de vardır ama bunlar kronik olarak sinirli ve huysuzdurlar. Asabi insanlar her zaman bağırıp çağırmaz veya bir şeyler fırlatmaz; bunlar bazen içine kapanırlar, küserler ya da fiziksel olarak hasta olurlar.

Kişilik özellikleri ve ilişki biçimimiz penceresinden öfkeye baktığımızda bazı davranış kalıplarının öfke ile ilişkisini görürüz. Şöyle ki;

Aşırı Kontrolcüler

Bu kişiler herkesi ve her şeyi kontrol altında tutmaya çalışırlar. Cumartesi yapacaklarını salıdan planlamışlardır. Trafikte giden arabaların düzeni de onlara emanettir. Ne demek taksi şoförü onu sollayacak? O öyle bir şey planlamamıştı…  Kontrol ihtiyacının atında yatan şey kaygıdır. Her şey kontrol altında iken kaygı da kontrol altındadır. Sürprizleri pek sevmezler, planladığının dışında bir olay gerçekleştiğinde kolayca öfkelenebilirler.

Mağdurlar

Aşırı sorumluluk sahibidirler. Sürekli iyilik yaparlar, durmadan ve dinlenmeden. Ve günün birinde sürekli iyi olmaktan, yardım etmekten, başkaları tarafından beğenilmekten bıkarlar ve tükenirler.  Bu kadar iyi olmalarına rağmen karşılık göremedikleri için öfkelenmeyi bir hak görürler. Sakinleşince de böyle düşündüğü için vicdan azabı çekerler, kendisine kızar ve öfkelenirler. Bu bir kısır döngü şeklinde devam eder.

Kurbanlar

Her zaman bir başkasının kontrolünde olduğunu düşünürler, bir şekilde kötüye kullanıldıklarını, asla diğer kişiyi memnun edemeyeceklerini, hiçbir zaman kazanamayacaklarını düşünürler.

Zaman zaman duygusal bir patlama olarak ortaya çıksa da, bu kişilerde öfke çoğu zaman pasif-agresif davranış olarak ortaya çıkar. Örneğin kocasına öfkelenen eş, gider binlerce liralık alışveriş yapar, müdürüne öfkeli olan banka çalışanı “farkında olmadan” müdürünü zor duruma düşürecek bir takım “hatalar” yapar.  Burada da görünen problem hak etme/hak etmeme duygusudur, fakat altta yatan esas sorun işlevsellikten yoksun ilişki biçimidir.

Zorbalar

Aslında kendilerine has bir gruptur. Her ne kadar onlar her zaman öfkeli olsalar da, iş yerinde farklı bir psikolojik dinamik söz konusu. İş yapma tarzları gereği ortamdaki negatif duyguları dağıtmak yerine, aksine istediğini elde etmek için güce, öfkeye, zorbalığa başvururlar. Bu kişiler muhtemelen çocukluk döneminde travmaya maruz kalmış ve saldırganla özdeşim kurdukları için kendi geçmiş yaşantısını /davranış paternini kopyalamışlardır. Ağır vakalarda zorbalar kendilerini birer avcı, etrafındakileri de birer av olarak görürler. Hedeflerine ulaşmak için her yolu mubah görürler. Bu insanlar için öfke kontrolü hem empati kurabilmeleri hem ilişki yönetimi açısından önem arz ediyor.

İçselleştiriciler

Her ne olursa olsun kendilerini suçlarlar ve bu sebeple sık sık depresyona girerler. Bazen öfkenin verdiği acıyı hissedebilirler, fakat duygular o kadar boğucu ve yüzleşmek o kadar zor ki, başa çıkma yöntemi olarak öfkesini kendisinden çıkarırlar. Alkol alımı, kontrolsüzce yemek yeme ve faça çekme bunlara birer örnektir.

Bunların dışında da öfkenin altında yatan birçok sebep var. Genetik yatkınlık bunlardan birisidir. Bazı çocuklar doğduğundan beri sinirli, gergin ve asabidir. Bu çocukların henüz çok küçük yaşlarında bile kolayca kızan, kendine veya etrafa zarar verdiğine dair veriler var. Bir diğer nedeni ise sosyokültürel faktörlerdir. Toplumumuzda öfke olumsuz olarak kabul edildiği için genelde bastırılması, yok sayılmasına salık verilir. Biz üzüntümüzü, mağduriyetimizi, endişe ve kaygılarımızı kolayca ifade edebiliyor iken, öfkemizi yapıcı bir şekilde ifade edemiyoruz.

Tüm bu nedenlerden dolayı, öfkeyi ele almadan önce kişinin kendi kişilik yapısının farkına varması gerekir. Öfkeye yatkınlığının olduğunu kabul etmeli ve zayıf ve güçlü yönlerinin envanterini çıkartıp zayıf yönlerini güçlendirmelidir.

 

Yorumlar kapatıldı.