İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Alkol Kullanım Bozukluğu

Tarihçe

Alkol kullanım bozukluklarının tarihi, insanlık tarihi kadar eskidir. Tarih boyunca Hipokrat’tan başlayarak pek çok hekim alkollü içkilerin insan sağlığına zararından söz etmişlerdir. Ancak alkol kullanımı sonucu oluşan bağımlılığın bir hastalık olarak ele alınması son 150 yıla dayanmaktadır.

Alkol çok eski çağlardan beri keyif verici, yatıştırıcı, uyuşturucu ve ilaç olarak kullanılagelmiştir.

“Alkolizm” terimini ilk kez 1849 yılında İsviçre’li bir halk sağlığı uzmanı olan Magnus Huss kullanmıştır. 1900’lü yılların başından itibaren alkolizm bir hastalık olarak tanımlanmıştır.

Alkol bağımlısı bir bireyin yaşam süresi ortalama 10 ila 15 yıl kadar kısalmakta ve alkol her yıl yaklaşık 22 bin ölüme ve 2 milyon ölümle sonuçlanmayan yaralanmaya yol açmaktadır. Ruh sağlığı hizmetlerinden faydalanan hastaların en azından %20’si alkolü kötüye kullanmaktadır veya alkol bağımlısıdır. Alkol bağımlılığının tedavisi uzun, güç ve pahalıdır. Bu nedenle klinik pratikte alkol kullanım bozukluklarının erken tanı ve tedavisi önemlidir. Ülkemizde bu konuda özelleşmiş ruh sağlığı hekimleri ve kurumlarının sayıca yetersiz olması nedeni ile tüm hekimlere önemli görevler düşmektedir.

Tanım ve Sınıflandırma

 Dünya Sağlık Örgütü  alkol bağımlısını; “uzun süre ve alışılmışın dışında alkol alan, alkole bağlı olarak ruhsal, bedensel, toplumsal sağlığı bozulan, buna karşın durumunu değerlendiremeyen; değerlendirse bile alkol alma isteğini durduramayan, sağaltıma gereksinimi olan bir hasta” diye tanımlar. Bir başka tanım ise; alkolün işine engel olduğunu değil de işinin alkol almasına engel olduğunu düşünmeye başlayan kişiyi alkol bağımlısı olarak görür. Alkol kullanımı kişinin iş ve aile uyumuna, çevreye ve beden sağlığına zarar vermiyorsa alkol bağımlılığı sayılmamaktadır. Ancak bazen normal içiciliğin nerede bittiğinin, alkol bağımlılığının nerede başladığının sınırının çizilmesi kolay olmamaktadır.

Alkol kullanım bozukluğu sağlık sorunları, trafik kazaları, intihar, suça yönelme, aile parçalanması, ekonomik sorunlar ve iş yaşamının bozulması gibi pek çok boyutu olan önemli biyopsikososyal sorundur.

Alkol kullanım bozukluğu bir hastalıktır; bireyin beden ve ruh sağlığını, aile, toplum ve iş uyumunu bozar. Ancak, her içki içen hasta değildir. Alkol kullanım bozukluğunun en önemli özelliği içme üzerindeki denetimin yitimidir. Bu özellik normal içme ile alkol kullanım bozuklukları arasındaki sınırın belirlenmesine de yardımcı olmaktadır. Bazı kişiler sürekli ve düzenli içmemekle birlikte, başlayınca çok yüksek miktarda içen, içme nöbetleri olan, kendisine ve başkalarına zarar verebilen kişilerdir. Bu durumda sürekli içme olmasa bile Alkol kullanım bozukluğu tanısı konulabilmektedir.

Alkol Kullanım Bozukluğunun Gelişme Süreci

 Alkol kullanım bozukluğu ilk alkol kullanımının başlamasından ortalama 5 yıl sonra oluşur. Erkeklerde alkol kullanımı genelde yirmili yaşların başlarında başlamakta, otuzlu yaşlarda Alkol kullanım bozukluğu fark edilmekte, ancak tedavi arama davranışı kırklı yaşların başlarında olmaktadır. Bir Alkol kullanım bozukluğu olan kişinin klinik tedaviye başvurması 15-20 yıllık bir süreyi alabilmektedir.

Alkol Kullanım Bozukluğunun Nedenleri

Alkole bağlı bozukluklar biyopsikososyal modele en iyi uyan psikiyatrik hastalık grubudur. Alkole bağlı bozukluklarda, diğer psikiyatrik bozukluklara benzer şekilde olduğu gibi sebebi bir tek nedene bağlı değildir. Sosyal, çevresel, biyolojik ve psikolojik nedenlerin bir yumak haline gelmesi sonucu ortaya çıkar. Hiçbir neden tek başına alkol bağımlılığını açıklayamaz.

Psikolojik Kuramlar

  1. a) Psikodinamik Kuramlar: Alkol kullanım bozukluğunun psikodinamik nedenini açıklamaya yönelik kuramlar, aşırı baskıcı süperego ve ruhsal-cinsel gelişimin oral dönemindeki saplanmalar üzerine odaklanmıştır. Psikoanalitik kurama göre aşırı katı ve baskıcı süperegoları olan kişiler alkolü bilinçdışı gerginlikleri azaltmak için içerler. Psikoanalitik literatürde sıkça geçtiği gibi, “katı süperego alkol içinde erir”. Sigmund Freud oral döneme saplanmış kişilerin bilinçdışı bunaltılarını alkol gibi maddeleri alarak azalttıklarını ve oral doyum sağladıklarını düşünmüştür. Psikodinamik kuramlar alkol bağımlılarına özgü bir kişilik yapısı tanımlamamışlardır. Ancak alkol bağımlıları genel olarak bağımlı, utangaç, yalnızlığa eğilimli, bunaltısı yoğun, engellenmeye dayanma gücü düşük, ürkek, gergin, aşırı duyarlı ve cinsel dürtülerini bastırmış kişiler olarak tanımlanırlar. Antisosyal kişilik özelliklerinin alkol bağımlılarında daha sık olduğu bilinmektedir. Çocuklukta davranım bozukluğu erişkin dönemde alkol bağımlılığı gelişimi için bir risk faktörü olarak kabul edilmektedir.
  2. b) Bilişsel ve Davranışçı Kuramlar: Bilişsel davranışçı okulun bağımlılığa bakış açısına göre bağımlılığı anlamak, tanımak ve ona müdahale edebilmek ancak içme davranışını başlatan ve sürdüren bireysel ve çevresel etkenlerin anlaşılması ve içme davranışının iyi bir analizi ile mümkün olabilir. Bu tür bir analiz doğal olarak bir dizi sosyal, fizyolojik, duygusal ve durumsal faktörlerin gözden geçirilmesini gerektirir. Alkol kullanımı için çeşitli motivasyonlar vardır: stresi azaltma, sosyal ödül sağlama, cinsel tatmin veya performansı arttırma, ait olma hissini kuvvetlendirme ya da zevk alma gibi. Nedeni ne olursa olsun alkol kullanımı olumlu ya da olumsuz bazı sonuçların meydana gelmesine neden olur. İçme davranışının sürdürülmesinin en önemli nedeni bu sonuçlardır. Davranışçı okul alkol bağımlılığını klasik ve edimsel (operant) koşullanma kavramları çerçevesinde ele alır.

Klasik koşullanma kavramına göre kaygı uyaran durum, ortam ve nesnelerle karşılaşınca, içilen alkolün oluşan kaygıyı azalttığını fark eden kişi, benzer ortamlarda  içme davranışını sürdürür.  Bir zamanlar kaygı uyardığı için içme davranışını başlatan çeşitli ortam ve durumlar, zaman içinde oluşan koşullanma ile artık kaygı uyarmadan içme davranışını başlatabilmektedir. Daha ileri dönemlerde ise bağımlılık gelişmekte ve artık kişi kaygıyı azaltmak yerine oluşan bırakma belirtilerinin bastırılması için içme davranışını sürdürmektedir. Bu klasik koşullanmaya bir örnek olup, diğer bir adı ile de gerilim azaltma hipotezidir.

Edimsel koşullanma kuramına göre ise, içme davranışını sürdürmekte en önemli neden bu davranışın oluşturduğu sonuçlardır. Sonuçlar ise çeşitli olumlu ve olumsuz pekiştireçler aracılığı ile belirlenir. Olumlu pekiştireçler belirli bir davranış biçiminin oluşma sıklığını arttıran ödüllerdir. Olumsuz pekiştireçler ise, doğabilecek olumsuz bir sonucu ortadan kaldırarak, belirli bir davranış biçiminin tekrarlama sıklığını arttıran pekiştireçlerdir. Edimsel koşullanma kuramına göre alkol bağımlılığı aşağıdaki şekilde özetlenmiştir.

Alkol Kullanım Bozukluğuna Eşlik Eden Psikiyatrik Hastalıklar

 Ek tanı, genellikle apayrı veya örtüşen nedenleri olan iki ya da daha fazla sayıda farklı bozukluğun eş zamanlı olarak birarada bulunması biçiminde tanımlanmaktadır. Gerek klinikte  gerekse toplumda yapılan araştırmalar psikiyatrik bozukluklarda ek tanının çok yaygın olduğunu göstermektedir. Bu araştırmalara göre, bir psikiyatrik bozukluğa ait ölçütleri karşılayan bireylerin yarısı aynı zamanda farklı bir veya daha fazla bozukluğa ait ölçütleri de doldurmaktadır.

Alkol kullanım bozukluğu olan bireylerin sıklıkla başka psikoaktif maddelere bağımlılık geliştirmiş olduğu görülür. Başta duygudurum bozuklukları olmak üzere, birçok ruhsal bozukluk alkol bağımlılığına eşlik edebilir.

Aşağıdaki diğer psikiyatrik rahatsızlıklar Alkol kullanım bozukluğuna eşlik edebilir:

Duygudurum Bozuklukları

Anksiyete Bozuklukları

Şizofreni

Antisosyal Kişilik Bozukluğu

Dikkat Eksikliği/Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB)

Tedavi

Alkol kullanım bozukluğunun tedavisi öncesinde kişinin son durumu ve geçmiş alkol alma sıklığı ve miktarı değerlendirilir. Eşlik eden dahili ve psikiyatrik hastalıkları tespit edilir. Bu değerlendirme neticesinde ayaktan ya da yatarak detoksifikasyon (arındırma) tedavisinin planı çıkartılır. Tedavinin ilk aşaması olan detoksifikasyon sonrasında nüks önleme tedavisine başlanır. Tedavinin 3. aşaması olan sosyal çevreye uyum ve hayatının yeniden yapılandırılması aslında 2. Aşama ile birlikte başlanır ve ortalama 12 aylık bir süreci kapsar.