İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Acılara Tutunmak: Beynimizin Bir Tuzağı Olarak Bilişsel Birleşme

DÜNYA İLE ARAMIZDAKİ GÖZLÜK: BİLİŞSEL BİRLEŞME

Acı çekmek özgürlükse
Özgürüz ikimiz de
O yuvasız çalı kuşu
Bense kafeste kanarya

Beynimiz ve Zihinsel Süreç

İnsan beyni muhteşem bir orkestra gibi çalışır. Ancak çok övülen yetenekli bir çocuk gibi, sürekli ilgi odağı olsun ister. Fakat, bunu yaparken eksik yönlerini geliştirmek yerine, tıpkı tehlike anında şişen balon balığı gibi kendini savunmaya geçer.   Bizim istek ve arzumuz dışında aklımızdan geçen düşünceleri beynimiz birer tehlike olarak algılar. Bir dakika ayırıp aklımızdan geçen düşünceleri düşünelim: ‘Benim Ayşe’den ne eksiğim var?’ ‘Zamanında adam akıllı oturup çalışsaydım bugün bu saçma müdüre katlanmak zorunda olmazdım’ ‘İsmail’in arabası benim arabamdan daha lüks’ ‘Elin kocalarına bak, eşini baş üstünde tutuyor’ Bu ve benzeri binlerce düşünce sürekli aklımızdan geçiyor. Zihnimiz iç ve dış dünyamızı düzene sokmak için aklımızdan geçen tüm düşünceleri ve algıları belli kategorilere ayırarak düzenler ve kategorileri birbirine bağlayan bilgiler eksik olduğunda onu bulmaya çalışır. Düşünmek, analiz etmek, karşılaştırmak, kategorize etmek gibi zihinsel fonksiyonlarımız bizi diğer canlılardan ayıran en önemli özelliklerimizdir. Öte yandan zihnimiz bu özellikleri sayesinde bize acı çektirir. Zihin acı çektirmeye meyillidir. Acı çektiğimiz için de ayrıca acı çekeriz.

Psikolojinin genel varsayımlarından biri, mantıksız veya çarpık düşüncenin birçok kötü duyguya neden olmasıdır. Bu doğru olabilir. Ve eğer yanlış düşünmek bizim için bir sorunsa, doğru düşünmeye başlamak sorunu ortadan kaldıracağı fikri oldukça iyi bir fikir gibi görünüyor. Yani, olumsuz deneyim ve düşüncelerimize ne kadar çok odaklanırsak, o kadar çok faydası olur diye düşünürüz. Oysa tam aksine, bir düşünceye aşırı odaklanırsak davranışsal repertuvarımız daralır ve başlangıçta evlenip çoluk-çocuk sahibi olmayı planlayan birisinin evlilik, ev tutma, evin eşyaları, düğün ve balayı gibi yüzlerce sorunun arasında kaybolup günün sonunda araba alması gibi yanlış kararlar almamıza sebep olabilir.

Kabul ve Kararlılık Terapisi ve Zihinsel Süreç

Psikoloji bilimi bize insanların düşüncelerinin içeriğini kontrol etme, değiştirme, baskılama veya yönetme gibi girişimlerinin genellikle başarısızlıkla sonuçlandığını göstermektedir. Otomatik olarak aklımıza gelen düşünceleri, anıları ve bu düşünce ve anılarla ilgili zihinsel süreçleri elbette değiştirmek mümkün. Bilişsel Davranışçı Terapi bunu hedefler. Ve fakat, bu iş sanıldığı kadar kolay değildir. Çünkü bu süreçlerin geçmiş deneyimlerle sıkı bir ilişkisi var. Üstelik değiştirilse bile, stres altında yeniden eski repertuvarın harekete geçme eğilimi nedeni ile tamamen ortadan kalkmış olmazlar.

Olumsuz düşünceleri bastırmak, ortadan kaldırmaya çalışmak gibi, düşüncelerin içeriğini değiştirmek de o düşünceleri odak noktası haline getirir.  ‘Acaba Göksu İnstagram’da ne paylaştı?’ sorusu Berkcan’da Göksu’nun profiline bakma isteğini doğurur. İnstagram’da harcadığı zaman nedeni ile işlevselliği olumsuz yönde etkilenen ve artık İnstagram’a girmeyeceğine dair kendine söz veren Berkcan için ‘Ya elimde olmadan bakarsam ya sözümde duramazsam?’ düşüncesinin verdiği sıkıntıdan kurtulmanın tek yolu yine Göksu’nun hesabına bakmak olacaktır. Çünkü ‘düşünmemeliyim, bakamam, bakmamalıyım, bir de olumlu yönünden bak, boş ver, ne paylaştı ise paylaştı bana ne’ gibi o düşünceyi bastırma, içeriğini değiştirme ve ortadan kaldırma çabası Göksu’nun paylaşımını odak noktası haline getirmiştir. Berkcan’ın o anda olumlu ya da olumsuz fark etmez tüm duygu ve düşünceleri Göksu’nun paylaşımı ile ilgilidir. Onun dışında etrafında olan biten her şey artık daha az önemlidir. Berkcan için artık sorun olan şey Göksu’nun İnstagram’da ne paylaştığı değildir. Sorun, o paylaşım ile ilgili aklından geçen düşünceleri, anıları ve bunların verdiği sıkıntıdan kurtulma çabasıdır.

Sorun ne düşündüğümüz değil, neyi düşündüğümüz ile ilgili nasıl ilişki kurduğumuzdur. 

Bilişsel Birleşme

Her ne kadar sorunun kendisi ve sorun ile ilgili düşüncelerimiz birbirinden apayrı şeyler olsa da özellikle stres altında ve zihnin ıstıraba meyli nedeni ile biz her ikisini bir bütünmüş gibi algılarız. Böyle bir algı bizim bir sonraki adımımızı, yani davranışlarımızı belirler. Bu kısmı anlamak biraz zor gelebilir. Mümkün olduğunca sadeleştirerek anlatmaya çalışayım.

Düşüncelerin takmayı unuttuğumuz güneş gözlüğü gibi olduğunu varsayalım. Güneş gözlükleri dünyaya bakışımızı renklendirir ve biz dünyayı o renkte görürüz. Sorun şu ki, biz ne renk gözlük takarsak (nasıl bir düşünceye sahip isek), dünyayı o renkte (düşüncelerimizin gösterdiği şekilde) görürüz. Bir yere kadar etrafı hafif pembemsi görüyor olmamızın gözlüğün camının renginden kaynaklandığını biliriz, ama gözlük sürekli gözümüzde olduğu sürece, ya da o anda onu düşünecek durumda değilsek (stres, sıkıntı telaş vs. nedeni ile) artık biz dünyanın gerçek rengini pek düşünmeyiz, düşünmeyi unuturuz. Örneğin Obsessif Kompulsif Bozukluğu olan bir kişi “elimi 3 defa yıkamazsam, ailemin başına kötülük gelir” şeklinde düşündüğünde bu düşünce tarafından renklendirilen dünyaya odaklanırlar. Yani, gerçek dünya ile onun arasında bu düşünce adeta bir renkli gözlük görevini görür. Düşüncenin kendisi o an devre dışı kalır. Kişi düşüncenin kendisi ile değil, ailesinin başına kötülük gelip gelmemesi ile mücadele eder. Kısaca, biz çoğu zaman düşüncenin kendisini gözlemlemek yerine, düşüncelerimizin öngördüğü dünyayı görme eğilimindeyiz. Biz dünya ile dünyayı bilişsel olarak nasıl organize ettiysek sürekli o şekilde etkileşim halindeyiz. Sürekli ve devamlı olarak organize ettiğimizi unutarak.

Dolayısıyla biz kendimiz ile ilgili anlattığımız hikayelerde düşüncelerimizin öngördüğü dünyayı anlatırız. Yaşadığımız sıkıntılara karşı mücadele ve savaş verdiğimiz bir dünyayı anlatırız. O hikayede biz çoğu zaman haklı ya da mağdur olduğumuz için bir çıkış yolu da yoktur. Haklı olduğumuzu göstermek için bu acılara adeta tutunuruz. Sıkıca bağlanırız. Biz acı çekmiyoruzdur, artık biz acının ta kendisiyizdir. Bu da çektiğimiz acıyı ve ıstırabı arttırır ve tepkilerimizin daha sert olmasını sağlar. Bu da düşüncelerimizin öngördüğü dünyadaki sorunlarımızın üstesinden gelmemizi güçleştirir. Çünkü yanlış yerde yanlış bir şeyi aruyoruz. Çünkü karanlık odada siyah kediyi aramak ve bulmak oldukça zordur, hele o kedi orada değilse.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir